|
SABRİ KUŞKONMAZ-SESLİ KARGA ÖYKÜSÜ ![]() SESLİ KARGA ÖYKÜSÜ Sabri Kuşkonmaz
Balkona çıktım. “Şehir Sözleri” adını verdiğim şiir dosyam koltuğumda. İnsan niye şiir yazar? Bu yıl İstanbul Bineali’nin (evet Bienal değil, bineal; şirketleşmiş sanat ve kültür dünyasında doksan dokuza değil bine al!) İnsan niye şiir yazar? Şarkıyı, müziği; bu sanatsal biçimlerin “niyeliğini” anlamak biraz daha kolay. Hala niye şiir yazar insan?
Karşıda bir çınar ağacı var. Çınar ağacında karga yuvası. Karga yuvasında bir karga yavrusu. Bugün ortada tuhaf bir olay yaşanıyor. Anne ve baba karga korkunç çığlıklarla yere dalışlar yapıyorlar. Çevreden bir kedi, bir insan, kim geçerse geçsin, kara karga tam bir gözü karalıkla dalışa geçiyor. Az sonra olayı öğreniyoruz. Yavru karga aşağıya düşmüş. Kedilerin de dikkatini çekmiş ama yerdeki yavruya, yerdeki kediler yaklaşamıyor bile. Çünkü, yerdeki kediye havadaki karganın hükmü geçiyor; saldırılarla ve seslerle. Bu patırtı akşama değin böyle sürdü. Dosyamı balkonda bıraktım. Günlük işlere daldım. Akşama doğru balkona döndüm. Annem gün boyu orada kargayı izlemiş. Şiir dosyamı göstererek “Defterini unutmuşsun” diyor. Aşağıya inip, yavru kargaya bakıyoruz. Ayağında aksama var. Kırık ya da zedelenmiş. Anne karga hala koruma saldırıları yapıyor, ama iyice yorulmuş. Bir yolunu bulup, yavru kargayı kutuya koyuyoruz. Oğlum, ona balkonda bakmak istediğini söylüyor. İşin üzerimde kalmasını istemiyorum. Oğlum bakma sözü veriyor. Balkonda boş, büyücek bir çiçek saksısı var. İçine yarıya kadar kuru otlar, gazete parçaları yerleştiriyoruz. Kendimizce rahat bir yuvadır bu. İçine koyunca yavru karganın ayakları aralıklara takılıyor. Bu yuvayı bir karga yapsa bu sorun yaşanmazdı elbet. Yeniden, sağlam gazetelerle tabanı düzeltiyoruz. Annem yavru karganın aç olduğunu söylüyor; bir şeyler yedirmeye çalışıyoruz. Boğuk boğuk gaklayıp, ağzını kocaman açıyor. Ağzına küçük karpuz parçaları atıyorum. Küçük ekmek parçalarını çiğneyip, yedirmeye çalışıyor annem. Annem parkinson hastası. Elleri titriyor. Öyle ki normal zamanda çayı bile kolayca içemiyor. Ama karganın boğuk hırıltılarını duydukça ekmekleri çiğneyip, yumuşatıp, yavrunun ağzına ağzına atıyor. Başarı yüzdesi yarı yarıya. Her iki parçadan biri karganın kocaman, makas gibi açılmış azsında. Ben ise dörtte bir başarı oranında kalıyorum. Annem, yavrunun ağzının içine kadar sokuyur titreyen parmaklarını. Lokmayı bırakıp, hızla çekiyor. Tak sesi ile yutuyor kuş. Karşı apartmanın çatısı bizim balkon hizasında ve paralel. Anne baba karga karşıda nöbette. Çatı boyunca hızlı adımlarla volta atıp, sürekli olarak sesleniyorlar yavruya. Üçüncü gün, akşam eve geldiğimde, balkonun çok iğrenç koktuğunu fark ediyorum. Yuva pislikle dolmuş. Bir de düşen yiyecek parçaları sıvıyla karışıp, kokuşmuş. İçim dışına çıkarak temizliyorum. Annem, biz işte iken sürekli balkonda. Parkinsona sürekli teslim olmuş elleri ile kargayı besliyor. Hayvanın ayağı biraz daha düzelmiş. Yere yayvan bir yuva yapıp, balkonda dolaşmasını sağlıyorum. Balkonun iç köşeşinde yukarıda bir kumru yuvası var. Kumrulara efelenmeye başlıyor yavru karga. Çünkü onlar da yere düşen yiyeceklere ortak olmak istiyor. Bu karganın annesi, bir önceki kumru yavrusunu yemişti. Şimdi, günlerdir acılı bir anne olarak karşı apartman çatısında nöbet tutuyor. Etme bulma dünyası işte. Artık sabahları çok erken saatte, 5-6 gibi kalkıp, kargayı beslememiz gerekiyor. Yoksa öyle bir bağırmaya, öyle bir korkunç kanırtı gibi sesle gaklamaya başlıyor ki, bütün apartman, bütün mahalle uyanacak! Birkaç gün sonra, bu korkunç sese de alışır olduk. Yine de saat kuruyoruz, bağırmaya başlamadan çıkıp besliyoruz ki, çevredeki insanlar bize kızıp, homurdamasın. Bir akşam, karganın yerinde yeller estiğini gördük. Yaklaşık on gün olmuştu. Epey gelişmişti. Hatta balkon kapısından, gayet utanmaz bir biçimde salona girip, bir de gaklayarak geldiğini haber veriyordu. Şimdi, yokluğundan telaşa düştük. Hemen aşağı inip, düşmesi olası bütün köşeleri el feneri ile aradık; yok… Neden sonra, balkonun dış tarafında, balkon demirine bağlı çiçek saksısının içinde, sakız sardunyasının arasında oturduğunu gördük. Öyle ki, ayakları ile saksıyı tutan demire tutunmuş, vücudunun çoğu boşlukta, her an düşecek gibiydi. Saksının bir parçası gibi gözükmüştü karanlıkta. Yitiği bulunca, annemim yüzündeki kaygı gidiverdi. Arada bir saksının üstüne çıkarak ve çoğunlukla bu bedeni boşlukta bir biçimde tüneyerek üç gün daha geçirdi. Artık eni konu karga sesi çıkarıyordu. Anneme “Artık sesi düzeldi, güzelleşti” dedim. Sabahları saati kurmadan, onun artık güzelleşen sesiyle uyanır olmuştuk. Annem, “ Ses aynı ses, dedi. Sen alıştın da ondan iyi geliyor.” Sadece sabahları değil, gün boyu karga şarkısını söylüyordu. Eni konu bir düzeni, tartımı vardı. Annesi geliyor, yanında havada uçarak duruyor, sonra gidiyor. Bunu defalarca yineliyor. Yavru da sesle yanıt veriyor. Her anın sesi bir başka.
Günlerdir balkonda kalmış dosyam, tek satır yok. Elime aldım. “Karganın kara şarkısı” diye başlalayım istedim. Üç lokma ekmek verdik diye bu kargadan şiir mi çıkarmak gerekecekti yani? Vazgeçtim.
Bir akşam geldim. Annem üzgün. Karga gitmiş. Annem üzgün; “Siz gidince bana sesi arkadaş oluyordu” dedi. “Ipıssız evde bir sesti” dedi. karganın anneme arkadaş şarkısı bitti. balkonda küçük masada “Şehir Sözleri” güneşten sarardı. Karganın kara sesi yok kumrular hala kuğurdamakta Bir yavruları ölmüş yuvada ve kurtlanmış kumrular ölü yavruya kuğurdamakta şehir sözleri sarardı sakız sardunyasını kırmış karga, dal düşüverdi durup dururken Çiçeğin birden hareketine “hıh!” dedi annem. “Gitti arkasından arkadaşının.” Yapıştı saksıya pembe bir sakız, yukardan atılan Annemim elleri bayan Parkinson yediriyor hala yavru kargaya kepekli ekmeği düşünde. Dönüp bana, “Bu yaşa geldim bilmezdim bir kokar karganın sesini özleyeceğimi,” diyor. Birlikte olabilmek amacıyla getirmiştik yaşlı annemizi. Gün içinde evde yalnız bırakınca, karga sesiyle avunur olmuş büyük kentin yalnızlığında. Gittiğini düşündüğü yöne bir süre baktı “Benim radyomdu, şarkı söylüyordu” diye ekledi. Karganın sesi bir bellekti belki onun için; gençliğinin karağaçlarında kalan.
Siyah bir satır gibi, izi kalıyor karganın siyah sesinin, balkonda ve hayatımızda. Siyah bir şarkı gibi. |
|
Bu site, IdeaSoft® Akıllı E-ticaret Sistemi ile hazırlanmıştır.